Para toplanması söz konusu değildir.
T.C. Devleti Milleti - Göbekbağı
A pious unlettered man is like one who travels on foot, whilst a negligent scholar is like a sleeping rider.
The Prophet Muhammad - The Book Foundation
Daily Inspirational Education Quotation
******
“Ordularla kazanılan bir zafer ancak yol açıcıdır, yalnız bir araçtır. Gerçek ise öğretmenlerin oluşmasına aracı olacakları uygarlık yolundaki başarılarıdır.”
Atatürk
İDRAK
(Akıl erdirmek, kavrayabilmek)
Cehalet;
"Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okuma bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek âlimler çıkabilir."
Mustafa Kemal Atatürk
“Yeni Türkiye, din ve ırk kavramları üstüne değil, yurt ve
dil kavramları üstüne kurulmuştur.”
S. Eyüboğlu
YÖNTEMLER / ALIŞTIRMA (EGZERSİZ)
Öteki gözümü
de açtım.
Mintanı ıslanınca o
da homurdanıyordu.
Kalafat’ın bedeni çürümüş olacak
ki, çekip çekip koparıyor, atıyordu.
Bununla
mı tutacaktın karagözü?
Nesi var
ki?
Biz
de daha yokluyorduk.
Deli
mi oldundu?
Kanıyor
mu hâlâ ?
Siz sandalı kendiniz indirirsiniz değil
mi usta?
Bir zaman deniz
de sustu.
Semiz
mi?
Kırmızı
mı gözünün kenarları?
Kıpkırmızı usta, tüyleri
de boz, güzel hayvan!
Erkek tavşanın gözünün kenarı kıpkırmızı
mı olur, Kalafat?
Tamam
mı senin oltan?
Balık
mı bunlar?
Öyle ise sen
de ibret al reis.
At bakalım demiri
de biz
de zilliği kıralım.
Dur ora
da.
Denizde
ki sandal
da gramofon, balıkçı kahvesin
de hoparlör, genç kız ve oğlan ağızların
da ıslık...
Saha
da basketbol maçı vardı.
Bir yaz gecesi, ılık
mı ılık, yıldızlı
mı yıldızlı, durgun
mu durgundu.
Bu kadar karanlık bir gece
de yalnızdım.
Altın
da oturduğum ağaç kurumuştu.
Geçen akşam ben
de dinledim, dedi.
Gençliğim
de bir kadın tanıdım.
Nasıl
da yaslanmıştım babama.
Ama bugünkü hakkı
mı da isterim.
O
da bir buçuk lira alsın, ben
de. Bu hak
mı?
Kara bıyıklı adam
da bir dakika etrafına bakındı.
Erkeklik ben
de kalsın. Ben çağırayım
da isterse gelmesin.
Ötekiler kenar
da duran liraya bakmıyorlardı bile.
O para yarar
mı insana?
Dans etmekten farkı ne
ki?
Sen
de gösterecek bir şey kalmadı
ki?
Ulan kayık
da sizin olsun, balık
da.
Geçenler
de bir öğretmenle tanıştım.
Halkın arasın
da gökten inmiş bir acayip mahluk gibi gezinir durur.
Bu
da çok mühim bir şeydir.
Uzattık değil
mi?
Fukara görmez
mi tüyleri diken diken olurdu.
Ama o günler
de bir bayram münasebetiyle bütün güzel rozetlerini takmış karşım
da görünce “Dur bakalım, ne söyleyecek
de ondan sonra.....” diye bekledim.
Nahiye
de birdenbire tuhaf bir değişiklik oldu.
Kırlangıç yuvası deniz kenarın
da, küçük bir kahvenin içindeydi.
Bir defa yerinden kopmuştu
da düşmüştü.
Kırlangıç yuvasına kadın sığar
mı? demeyin.
Olur
mu öyle şey?
Bugünler
de ne kadar yazı okudumsa, hepsin
de bir özenti havası vardı.
Biz
de öteki zanaat ehli gibi birbirimizi görerekten aşka geliriz.
Kırlangıca
mı bakıyorsun?
Bir çay daha yapayım
mı size?
Biletçi Celal
de, Hasan Efendi
de gözükmedi.
İki senedir bu kahve
de çayın eski tadı yok.
Köy
de insan olarak bir kusursuz ben vardım.
Sene
de dört kelime konuşmadığım adama nezaketen gülmeye bile mecbur değilim.
Bu rahatlığı yalnız kendim
de duyduğu
mu sanır, az buçuk üzülürdüm.
Ara
ki bulasın.
İşte ben
de öyleyim diyeceğim ama, doğrusu benim bu kadar tecrübem yok.
Küçük bir çocuk, kafasın
da bir çilek sepeti ile dolaşırdı.
Üzüm çekirdeği kokar
mı?
Kız kardeşin
de senin kadar güzel
mi?
Elleri temiz temiz
mi kokar?
Kayıklarınızın başına deniz kızı
mı, deniz canavarı
mı çizersiniz?
Kafanızın için
de açmış çiçekleri
mi işlersiniz?
Yüz drahmilik altın gördün
mü sen? Göstereyim
mi?
Deden kaç yaşın
da öldü?
Bütün canlılar gibi sen
de mi bilmiyorsun ölümü?
Bağlarınız bakımsız
mı?
Sonra yine gelirsin değil
mi?
Benim masam duvar dibin
de, ustanın göremeyeceği bir yer
de olduğu için rahatça otururdu.
Bugün iş nasıldı, diye
de sormadım.
Kızma
da bana cevap ver.
Altı ile sekiz arası yanım
da oturdu.
Dükkân
da yoktu, öteki çocuğa sordum.
Ustan paranı verdi
mi?
Bir daha
da gelmedi.
Derken kış
da geldi çattı.
Baktı
ki yok hiç yiyecek, ne bir sinek ne bir böcek.
Ya, öyle
mi? Demek
ki siz parasız kaldınız.
Tilki kapıp onu dedi
ki: “Efendiciğim, ....
Dönmesi
de gerekliydi, dedi Selim.
Sonun
da biz
de Murat Bey’in hışmına uğradık!
Kum gibi
de para.
Üsküdar’
da sokak için
de bir dükkân.
Ahmet’in merhametsiz olduğunu
mu, yoksa çekilmez olduğunu
mu?
Ben
mi! diyor Nüvit, gülüyor.
İstiyor
ki herkes ağzının içine baksın.
Ağzından
da cevahir dökülmüyor hani.
Dinlemedin
mi kızıyor, ağlamaya vardırıyor işi.
O gece
de gene ağladı. Şu kız kaçırma olayı, değil
mi?
Bizim
ki geceden korkan çocuğun türkü çağırması gibi bir avuntu, diyor.
Köşede
ki kahve
de tek tük bir iki kişi vardı.
Şu geçen vapura dışarıdan bakmak, için
de olmaktan daha iyi bence.
Geceleri
de güzel, gündüzleri
de.
Yoksa kıskandın
mı?
Liseyi taşra
da okumuştu.
Görgüsü, bilgisi
de ne!
Çok
da kitap okuyordu.
Hadi gidelim
de çalışalım artık.
Kucağın
da kurdeleli belki
de küpeli küçük bir kız çocuğu vardı.
Anahtarın yanın
da mı?
Okan yürüyerek gelmiş olacak
ki kızarmış, terlemişti.
Hanımınız burada
mı?
Öyle dilli
ki kimseye laf bırakmıyordu.
Çayı
da kahveyi
de sıcak isterim.
Fatma tam yerinden doğruluyordu
ki kapı çalındı.
Değil bu
da değil!.
Ahmet’e ilk zamanlar öyle çıkışlar yapmıştı
ki bu kadar olur.
Gazete
de yayın müdürüyle kötü kişi olmuştu.
Hepsi
de dinç delikanlılardı.
O kadar canavar hikâyeleri ile dolu idi
ki, gece uyuyamadım.
Bir on dakika geçmemişti
ki, yatağının başucuna gelmişlerdi.
Bana benzer birtakım adamlar geçti
mi?
Yarım limonun hepsini sıkayım
mı?
Bana
da öyle gelir
ki bu lokanta
da memnu meyvelerle yemekler satılır.
Bir köy
de civciv olmaz olur
mu?
Yoksa şişmanlıktan her zaman
mı kopar?
Fasulyenin fiyatı arttı
mı?
Yukarı
da ceviz
de mi var?
O yıl için
de hatırlıyorum
ki, o civar
da çok inşaat vardı.
Bulgur
mu olur, pirinç
mi olur, yoksa nohut
mu, alıp saklayacağım.
Bu oğlan
da böyle akşamları
mı mı bekler nedir?
Sabah erken geldiği
mi söyler
misiniz?
Aldığı
mı, verdiği
mi şaşırdım.
Onun
ki de can.
Ne var
ki hem nankör hem
de tembel.
Tutalım
ki dileniyorsunuz, dileniyor diye kiracı evden çıkarılır
mı?
Değil
mi ama!
Bunu sana Kezban
mı söyledi?
Size niçin geldiği
mi ben
de iyice bilmiyorum.
Ayşe tam pilavı demlemişti
ki çocukların geldiğini duydu.
Anne benim
de karnım acıktı.
Evin dağılmasını
mı istiyorsun?
İçinde
ki birikimin, tortunun farkındaydı.
Farkın
da olmadığı başka birikimler
de vardı.
Bunlar günün birin
de parasız kalırlar.
Onları başka kılıklar için
de görünce, tanıyamadım.
Bir ucuzcudan alınmış, belki
de elden düşürülmüş kişiliğine hiç
de uymayan bir delikanlıya benziyordu.
Oturma odasında
ki halıyla kilimleri arka bahçe
de çamaşır telinin üstüne serdi.
Saksıları pencere içine oturtmuştu
ki kapı çalındı.
İp atlamazsan olmaz
mı sanki!
Vazgeçseniz bu oyundan
da adam gibi oynasanız.!
O gün üç çay bardağının üçünü
de kırdı.
Siz başlamadınız
mı? diye sordu Filiz.
Ben içmesem olmaz
mı?
Biz alışmışız
da göze batmıyor.
Gömleğim yok
ki...
“İki gün sonra vardım
ki çocuğun kolunu kökünden almışlar. Gangıran olmamış
mı?”
O zaman
da böyle haltlar karıştırmışlar.
Biliyordu
ki o
da, bir iş yapacak değil.
Yüz kuruşluk iş göremezdi
ki gün
de o.
Almayacağı
mı öylesine umuyor bir hali vardı
ki.
Öyle elemli duruyorlardı
ki üzülmüşler hissini veriyordu.
Vadi öyle ılık, öyle ılıktı
ki!
Yanımda
ki bir şeyler söyledi, anlamadım.
Cebimde
ki para neredeyse bitiyordu.
Önüme baktım
ki bora geliyor.
Bazen bu pencerelerin iç tarafında
ki odacıklar
da soba bile yanar.
Benim oradan geçmem kötü günlere
mi rastlardı nedir?
Bir bacakla iş bitmez
ki...
“Pardon!” dedi
ki bütün kan tepeme sıçradı.
O zaman
ki gibi bir yalnızlığa kapılıyorum.
Bilmem
ki hiç kimse gelmedi.
Öyle hafif söyler
ki, ancak işitilir.
O, öylece bir hazine bulmuştur
ki, o defineden her gün aldığı şey o kadardır.
Öteki elin
de büyük bir paket vardı.
Önüm
de uzun yıllar vardı.
Bu mendille, alnında
ki teri siliyordu.
Öylesine severek baktı
ki hayvan geri geri çekildi.
Babalar görüyordum
ki, çocuklarına beybaba dedirtiyorlar.
Bazen işitiyoruz
ki, yetmişlik bir ihtiyarı su alıp gitmiş.
Bu öyle bir kendinizi denemek arzusudur
ki, dayanılmaz.
Öyle sandım
ki bu çocuklar bizim okulun çocuklarıydı.
Bu köy sizin köy
mü? Bizim
ki.
Yerde
ki portakal kabukları kalsın.
Zaten bahsedecek bir şey yok
ki...
Birtakım şeyler var
ki başkalarına anlatıldığı zaman tadı kaçıyor.
Fakat bana öyle geliyor
ki sanki bunları sana anlatırsam
bana yaptıkları tesiri yapacaklar.
Öyle fakir insanlar var
ki ev
de peynir bile yok.
Araba
da satıldı ev
de.
O
ki yazmak ve çalışmak için yaratılmıştı.
Şerefsiz yaşamaktansa “öl” diyeceklerine o kadar emindi
ki.....
Yalanlara bazen öyle yakınsınız
ki, yalan
da olsa, inanabiliriz.
Her ikisi
de değil tabii.
Öyle bir galibiyet
ki, insanı şaşırtıyor.
Ben diyebilirim
ki seven galip; hani muvaffakiyeti?
Savunmak dediğin bir laftır
ki savrulur.
İyi
ki bizim hikâyecilerimizden laf edilmedi.
Demek
ki kitapların hepsini almak istiyorsunuz.
O kadar hazır kalıplar, hazır fikirler, hazır ölçülerle münekkitler (eleştirmenler), ahlâkçılar, hazır fikircilerle dört bir yanımız sarılı
ki, bu kalıplara, bu fikirlere, bu ölçülere uyulmuyor.
Öyle bir zaman
da yaşıyoruz
ki, vakit nakitten önemli.
Yalnız, düşünmeli
ki eserin yalnız fikirden ibaret olduğunu keramet buyuran entelektüel elin
de roman ve hikâye manasızdır.
Böyle bir endişecik olursa insan
da, bana öyle geliyor
ki biraz zorca yazar.
Ben
de şuracıkta söyleyeyim
ki, hiçbir artist başka birisini örnek olarak almaz ve almamalıdır.
Gücüm yetmedi
ki...
***********