| Çığlık |
Hak
… Hak kavramıyla 6 yaşımda tanıştım. Çocukluğum ağaçların tepelerinde geçti, ama onlarca çeşit arasından sadece ceviz ağacına tırmanamıyordum. Ve bir de bir fantezim vardı; dediler ki “Etrafında dolaş, ara sıra da bekle, gövdesi senin resmini çeker…”, büyülenmiştim. Meyvesi de çok ilginçti, ‘beyin’e benziyordu ancak ben en çok, silkelenmesini severdim. Bitişik komşu bahçelerinin sınırlarına beyaz örtüler sererlerdi, silkelenen cevizler bizim bahçeye olduğu kadar komşu bahçelere de sıçrardı. Hepsi toplandığında da annem onları öbek öbek sıralar, sonra da dağıtırdı. 6 yaşımdaydım, anneme, bizim cevizlerimizi niye dağıtıyorsun demiştim, annem de bana, “Komşu hakkı, komşu hakkı”, demişti, komşu hakkı...
Onur (kibir değil) - İzzetinefis
... Gene 6 yaşımdayım, sonbaharda okulun açılmasını bekliyordum ama kafam karışıktı, en çok da bahçemizdeki tavuklarla yumurtaları düşünüyordum, ama bir yandan da 'uydurukçu'ydum. Tek satırlık bir senaryom vardı, hırkamı kollarıma değil, bacaklarıma giyerek (pantolonmuş gibi) ve evdeki kamçıyı da alarak ortalıkta tur atıyordum, 'atımı getirin, köye gideceğim' (!)?..
Niye anlatıyorum, 'aptalca'ydım...
... Okulun ilk gününde, bahçede yürüyüp merdivenleri geçince "saygı yaptım!", ayakkabılarımı okulun önünde çıkardım, sınıfa girdim, dersteydim, bisküvi yiyordum ki öğretmenim birden bana bağırıp koşarak ve beni sıradan çıkararak, ağzımdaki bisküviyi avuçlarıma boşalttırdı. Sonra da beni her öğrencinin önünde bekletip suratıma tükürmelerini istedi (Karadeniz Ereğlisi/Zonguldak). Titreyerek dolaşıyordum, çocuklardan bazıları öğretmenime bakarak, iki kere tükürüyordu ama bir çocuk bana bakarak ağlıyordu, gözyaşları seli içinde... Gerisini hatırlayamıyorum. Olayı benden 3 yaş büyük olan ablam duymuş ve evde anlatmış... Gece misafirler geldi, 'evlatlık ablamız', bana "öğretmeninle başöğretmen geldi" demişti...
... Ben hâlâ 6 yaşındaki bir çocuğum ve de kendimi hâlâ kirlenmiş hissediyorum...
Eski İnsanlar
... Büyümüştüm, üniversitede, özel sektörde, büyük bir firmada çalışarak okuyordum. Yeni (gibi) girmiştim, öğlen yemeğini yemekhanede yiyordum, tepsi kuyruğunda masa arıyordum, kapı önüne rastladı, oturdum. Kimseyi tanımıyordum, biraz sıkılıyordum, önüme ve yemeğime bakıyordum. Birden bir şey ayaklarıma dolandı ve çığlığı bastım, bir kedi... Herkes bana bakıyordu ama yürüyüp kaçamıyordum. O gece sabahı zor ettim, düşünüyordum, kovarlar mı? diye çok korkuyordum; 'BİR TEREDDÜDÜN' (!) tedirginliğini yaşıyordum. Kovulmadım.
Yemeği, patronumuz da yemekhanede yermiş, "Kim bu kız?" diye sormuş, "Vardiyalı çalışan bir öğrenci" demişler. "Bundan böyle onun yemeğini odasına götürün" demiş ve de böyle oldu... (İstanbul/Sütlüce)
Anılarınızı yazın, belki de birileri okur ve belki de içlenir ve belki de barışmayı başarabilir, belki de...
