1 Ocak 2010 Cuma

EĞİTİM SEFERBERLİĞİ

Para toplanması söz konusu değildir.


T.C. Devleti Milleti - Göbekbağı


A pious unlettered man is like one who travels on foot, whilst a negligent scholar is like a sleeping rider.
The Prophet Muhammad - The Book Foundation
Daily Inspirational Education Quotation
******
“Ordularla kazanılan bir zafer ancak yol açıcıdır, yalnız bir araçtır. Gerçek ise öğretmenlerin oluşmasına aracı olacakları uygarlık yolundaki başarılarıdır.” Atatürk




İDRAK
(Akıl erdirmek, kavrayabilmek)


Cehalet;

"Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okuma bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek âlimler çıkabilir."
Mustafa Kemal Atatürk


“Yeni Türkiye, din ve ırk kavramları üstüne değil, yurt ve dil kavramları üstüne kurulmuştur.” S. Eyüboğlu




YÖNTEMLER / ALIŞTIRMA (EGZERSİZ)
Öteki gözümü de açtım.
Mintanı ıslanınca o da homurdanıyordu.
Kalafat’ın bedeni çürümüş olacak ki, çekip çekip koparıyor, atıyordu.
Bununla tutacaktın karagözü?
Nesi var ki?
Biz de daha yokluyorduk.
Deli mi oldundu?
Kanıyor mu hâlâ ?
Siz sandalı kendiniz indirirsiniz değil mi usta?
Bir zaman deniz de sustu.
Semiz mi?
Kırmızı gözünün kenarları?
Kıpkırmızı usta, tüyleri de boz, güzel hayvan!
Erkek tavşanın gözünün kenarı kıpkırmızı olur, Kalafat?
Tamam senin oltan?
Balık bunlar?
Öyle ise sen de ibret al reis.
At bakalım demiri de biz de zilliği kıralım.
Dur orada.
Denizdeki sandalda gramofon, balıkçı kahvesinde hoparlör, genç kız ve oğlan ağızlarında ıslık...
Sahada basketbol maçı vardı.
Bir yaz gecesi, ılık ılık, yıldızlı yıldızlı, durgun mu durgundu.
Bu kadar karanlık bir gecede yalnızdım.
Altında oturduğum ağaç kurumuştu.
Geçen akşam ben de dinledim, dedi.
Gençliğimde bir kadın tanıdım.
Nasıl da yaslanmıştım babama.
Ama bugünkü hakkı da isterim.
O da bir buçuk lira alsın, ben de. Bu hak ?
Kara bıyıklı adam da bir dakika etrafına bakındı.
Erkeklik bende kalsın. Ben çağırayım da isterse gelmesin.
Ötekiler kenarda duran liraya bakmıyorlardı bile.
O para yarar insana?
Dans etmekten farkı ne ki?
Sende gösterecek bir şey kalmadı ki?
Ulan kayık da sizin olsun, balık da.
Geçenlerde bir öğretmenle tanıştım.
Halkın arasında gökten inmiş bir acayip mahluk gibi gezinir durur.
Bu da çok mühim bir şeydir.
Uzattık değil mi?
Fukara görmez mi tüyleri diken diken olurdu.
Ama o günlerde bir bayram münasebetiyle bütün güzel rozetlerini takmış karşımda görünce “Dur bakalım, ne söyleyecek de ondan sonra.....” diye bekledim.
Nahiyede birdenbire tuhaf bir değişiklik oldu.
Kırlangıç yuvası deniz kenarında, küçük bir kahvenin içindeydi.
Bir defa yerinden kopmuştu da düşmüştü.
Kırlangıç yuvasına kadın sığar ? demeyin.
Olur mu öyle şey?
Bugünlerde ne kadar yazı okudumsa, hepsinde bir özenti havası vardı.
Biz de öteki zanaat ehli gibi birbirimizi görerekten aşka geliriz.
Kırlangıca bakıyorsun?
Bir çay daha yapayım size?
Biletçi Celal de, Hasan Efendi de gözükmedi.
İki senedir bu kahvede çayın eski tadı yok.
Köyde insan olarak bir kusursuz ben vardım.
Senede dört kelime konuşmadığım adama nezaketen gülmeye bile mecbur değilim.
Bu rahatlığı yalnız kendimde duyduğumu sanır, az buçuk üzülürdüm.
Ara ki bulasın.
İşte ben de öyleyim diyeceğim ama, doğrusu benim bu kadar tecrübem yok.
Küçük bir çocuk, kafasında bir çilek sepeti ile dolaşırdı.
Üzüm çekirdeği kokar ?
Kız kardeşin de senin kadar güzel mi?
Elleri temiz temiz mi kokar?
Kayıklarınızın başına deniz kızı , deniz canavarı çizersiniz?
Kafanızın içinde açmış çiçekleri mi işlersiniz?
Yüz drahmilik altın gördün sen? Göstereyim mi?
Deden kaç yaşında öldü?
Bütün canlılar gibi sen de mi bilmiyorsun ölümü?
Bağlarınız bakımsız ?
Sonra yine gelirsin değil mi?
Benim masam duvar dibinde, ustanın göremeyeceği bir yerde olduğu için rahatça otururdu.
Bugün iş nasıldı, diye de sormadım.
Kızma da bana cevap ver.
Altı ile sekiz arası yanımda oturdu.
Dükkânda yoktu, öteki çocuğa sordum.
Ustan paranı verdi mi?
Bir daha da gelmedi.
Derken kış da geldi çattı.
Baktı ki yok hiç yiyecek, ne bir sinek ne bir böcek.
Ya, öyle mi? Demek ki siz parasız kaldınız.
Tilki kapıp onu dedi ki: “Efendiciğim, ....
Dönmesi de gerekliydi, dedi Selim.
Sonunda biz de Murat Bey’in hışmına uğradık!
Kum gibi de para.
Üsküdar’da sokak içinde bir dükkân.
Ahmet’in merhametsiz olduğunu mu, yoksa çekilmez olduğunu mu?
Ben mi! diyor Nüvit, gülüyor.
İstiyor ki herkes ağzının içine baksın.
Ağzından da cevahir dökülmüyor hani.
Dinlemedin mi kızıyor, ağlamaya vardırıyor işi.
O gece de gene ağladı. Şu kız kaçırma olayı, değil mi?
Bizimki geceden korkan çocuğun türkü çağırması gibi bir avuntu, diyor.
Köşedeki kahvede tek tük bir iki kişi vardı.
Şu geçen vapura dışarıdan bakmak, içinde olmaktan daha iyi bence.
Geceleri de güzel, gündüzleri de.
Yoksa kıskandın ?
Liseyi taşrada okumuştu.
Görgüsü, bilgisi de ne!
Çok da kitap okuyordu.
Hadi gidelim de çalışalım artık.
Kucağında kurdeleli belki de küpeli küçük bir kız çocuğu vardı.
Anahtarın yanında ?
Okan yürüyerek gelmiş olacak ki kızarmış, terlemişti.
Hanımınız burada ?
Öyle dilli ki kimseye laf bırakmıyordu.
Çayı da kahveyi de sıcak isterim.
Fatma tam yerinden doğruluyordu ki kapı çalındı.
Değil bu da değil!.
Ahmet’e ilk zamanlar öyle çıkışlar yapmıştı ki bu kadar olur.
Gazetede yayın müdürüyle kötü kişi olmuştu.
Hepsi de dinç delikanlılardı.
O kadar canavar hikâyeleri ile dolu idi ki, gece uyuyamadım.
Bir on dakika geçmemişti ki, yatağının başucuna gelmişlerdi.
Bana benzer birtakım adamlar geçti mi?
Yarım limonun hepsini sıkayım ?
Bana da öyle gelir ki bu lokantada memnu meyvelerle yemekler satılır.
Bir köyde civciv olmaz olur mu?
Yoksa şişmanlıktan her zaman kopar?
Fasulyenin fiyatı arttı ?
Yukarıda ceviz de mi var?
O yıl içinde hatırlıyorum ki, o civarda çok inşaat vardı.
Bulgur mu olur, pirinç mi olur, yoksa nohut mu, alıp saklayacağım.
Bu oğlan da böyle akşamları bekler nedir?
Sabah erken geldiğimi söyler misiniz?
Aldığı, verdiğimi şaşırdım.
Onunki de can.
Ne var ki hem nankör hem de tembel.
Tutalım ki dileniyorsunuz, dileniyor diye kiracı evden çıkarılır ?
Değil mi ama!
Bunu sana Kezban söyledi?
Size niçin geldiğimi ben de iyice bilmiyorum.
Ayşe tam pilavı demlemişti ki çocukların geldiğini duydu.
Anne benim de karnım acıktı.
Evin dağılmasını istiyorsun?
İçindeki birikimin, tortunun farkındaydı.
Farkında olmadığı başka birikimler de vardı.
Bunlar günün birinde parasız kalırlar.
Onları başka kılıklar içinde görünce, tanıyamadım.
Bir ucuzcudan alınmış, belki de elden düşürülmüş kişiliğine hiç de uymayan bir delikanlıya benziyordu.
Oturma odasındaki halıyla kilimleri arka bahçede çamaşır telinin üstüne serdi.
Saksıları pencere içine oturtmuştu ki kapı çalındı.
İp atlamazsan olmaz sanki!
Vazgeçseniz bu oyundan da adam gibi oynasanız.!
O gün üç çay bardağının üçünü de kırdı.
Siz başlamadınız ? diye sordu Filiz.
Ben içmesem olmaz ?
Biz alışmışız da göze batmıyor.
Gömleğim yok ki...
“İki gün sonra vardım ki çocuğun kolunu kökünden almışlar. Gangıran olmamış ?”
O zaman da böyle haltlar karıştırmışlar.
Biliyordu ki o da, bir iş yapacak değil.
Yüz kuruşluk iş göremezdi ki günde o.
Almayacağı öylesine umuyor bir hali vardı ki.
Öyle elemli duruyorlardı ki üzülmüşler hissini veriyordu.
Vadi öyle ılık, öyle ılıktı ki!
Yanımdaki bir şeyler söyledi, anlamadım.
Cebimdeki para neredeyse bitiyordu.
Önüme baktım ki bora geliyor.
Bazen bu pencerelerin iç tarafındaki odacıklarda soba bile yanar.
Benim oradan geçmem kötü günlere mi rastlardı nedir?
Bir bacakla iş bitmez ki...
“Pardon!” dedi ki bütün kan tepeme sıçradı.
O zamanki gibi bir yalnızlığa kapılıyorum.
Bilmem ki hiç kimse gelmedi.
Öyle hafif söyler ki, ancak işitilir.
O, öylece bir hazine bulmuştur ki, o defineden her gün aldığı şey o kadardır.
Öteki elinde büyük bir paket vardı.
Önümde uzun yıllar vardı.
Bu mendille, alnındaki teri siliyordu.
Öylesine severek baktı ki hayvan geri geri çekildi.
Babalar görüyordum ki, çocuklarına beybaba dedirtiyorlar.
Bazen işitiyoruz ki, yetmişlik bir ihtiyarı su alıp gitmiş.
Bu öyle bir kendinizi denemek arzusudur ki, dayanılmaz.
Öyle sandım ki bu çocuklar bizim okulun çocuklarıydı.
Bu köy sizin köy ? Bizimki.
Yerdeki portakal kabukları kalsın.
Zaten bahsedecek bir şey yok ki...
Birtakım şeyler var ki başkalarına anlatıldığı zaman tadı kaçıyor.
Fakat bana öyle geliyor ki sanki bunları sana anlatırsam
bana yaptıkları tesiri yapacaklar.
Öyle fakir insanlar var ki evde peynir bile yok.
Araba da satıldı ev de.
O ki yazmak ve çalışmak için yaratılmıştı.
Şerefsiz yaşamaktansa “öl” diyeceklerine o kadar emindi ki.....
Yalanlara bazen öyle yakınsınız ki, yalan da olsa, inanabiliriz.
Her ikisi de değil tabii.
Öyle bir galibiyet ki, insanı şaşırtıyor.
Ben diyebilirim ki seven galip; hani muvaffakiyeti?
Savunmak dediğin bir laftır ki savrulur.
İyi ki bizim hikâyecilerimizden laf edilmedi.
Demek ki kitapların hepsini almak istiyorsunuz.
O kadar hazır kalıplar, hazır fikirler, hazır ölçülerle münekkitler (eleştirmenler), ahlâkçılar, hazır fikircilerle dört bir yanımız sarılı ki, bu kalıplara, bu fikirlere, bu ölçülere uyulmuyor.
Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, vakit nakitten önemli.
Yalnız, düşünmeli ki eserin yalnız fikirden ibaret olduğunu keramet buyuran entelektüel elinde roman ve hikâye manasızdır.
Böyle bir endişecik olursa insanda, bana öyle geliyor ki biraz zorca yazar.
Ben de şuracıkta söyleyeyim ki, hiçbir artist başka birisini örnek olarak almaz ve almamalıdır.
Gücüm yetmedi ki...
***********